Çocukluğumun anıları ile dolu aklım Çetmibaşı’ndaki evimizin kapılarını açarken. Gölden tutulan balık, bahçeden toplanan sebze, alabildiğine yeşil ve mavi.

Bendeniz 14 yaşına kadar deniz görmeyenlerdenim, deniz gördükten sonra da iflah olmayanlardan. Ancak Eğirdir’in Bağören (ya da diğer adıya İlama) köyü hayatım boyunca yanımda taşıdığım, bugün kadar gerçek, tarih kadar eski hazinemdir. O nedenle bu evin kapısını açmak, yeniden köyde olmak aslında tüm geçmişi eşelemek oldu bir anlamda. Yeniden zamanın ne kadar yavaş aktığını hatırlattı bana.

Kırsala yerleşmek üzerine bir sürü şey kaleme alınabilir aslında. Nedenler, nasıllar bitmek bilmez. Öncelikle bir köye yerleşiyorsanız nereden geldiğinizin önemi yok “İstanbul”lu oluveriyorsunuz buralarda. Köyde yaşıyorsanız köyün dinamiklerinden ayrı bir hayat hem zor hem de anlamsız. Yeniden keşfedilecek komşuluk ilişkileri, günbatımında sokak arası sohbetleri, kahvede içilen demli çaylar sizi onlardan biri, onları da aileniz yapıveriyor. Çocuğunuza dada demek başta komik gelse de sonra sıradanlaşıyor, köy oluyorsunuz, olmalısınız. Böylece “bizim köylü”, akraba oluveriyorsunuz.

Peki burada geçen aylar bize ne mi kattı? O güzel ekmeklerimizi taş fırında pişirme, taş fırını keşfetme fırsatımız oldu. Köyde iş hiç bitmez sözünün arkasında kocaman bir gerçek yattığını farkettik mesela ve işleri çoğunlukla kendi başınıza halletmeniz gerektiğini. Köyün çocuklarının ne kadar muhteşem olduğunu, komşuluğu, hayırları, paylaşmayı, birinin külüne muhtaç olmayı. Hep söylediğimiz gibi paylaştıkça çoğalmayı deneyimledik. Güneş alıştı buralara. Çam ağaçlarına, keçilere, didişmekten yorulmayan horozlara, Süleyman Dede’sine, Fadime Abla’sına, ormanda akşamüstü yürüyüşleri yapıp odun toplamaya ve keşfetmeye, doğaya uyanmaya.

Ve zaman aktı… Köyde hayat harika bile olsa çantamızda hayallerle düştük yollara. Belli belirsiz hedeflerimizi netleştirmek için yol aldık. Bu zamanda çokça biriktirdik. Daha çok insan tanıdık hayalleri paylaşacak. Hepsini yazmak lazım tek tek. Erdinç ve Meryem’i, oğulları Arun ve Arsun’u, Burçak ve Semra ile dünya güzeli Mercan’ı. Ne kadar çok çocuk ne kadar çok dokunacak hayat.

Sözün özü köyde hayat güzel sevgili dostlar. Solumak, içinde olmak lazım. Unutulan ve bize grilikler içinde dayatılan her şeye inat tekrar tekrar yaşamak lazım hem de. Ancak dedim ya zaman aktı…