İki gece Gökçeada’da Burcu’da misafirdik.

Eski Bademli’de bir yıkık köy evine aşık olur Burcu ve Gökhan. Her köşesini tasarlarlar. Mimar olmamanın avantajını kullandık diye anlatıyor yuvasını gezdirirken. Biz de onların hayal güçleri sayesinde kayalı bir odada uyuduk Güneş’imizle…

Burcu’nun köyün içinde bir de dükkanı var. Adı Kabuk… Çantalar dikiyorlar kadınlarla. El emeği ile geleneksel pazar çantalarını tasarım ürünlere dönüştürmüşler.

Ada’yı çorak beklerken ormanıyla tanışmak bizi çok mutlu etti. Ayrıca yüzme ve dalış için de güzel koylar varmış. Bozcaada’ya kıyasla daha az turistik ve dokusu çok farklı. Dağlı, tepeli bir ada…

Kış için ev de baktığımızdan köyleri gezdik hemen. Eski Bademli, Tepe Köy ve Dere Köy… Bunlar camisiz, eski Rum Köyleri. Rumlar güler yüzleriyle, neşeleriyle, tertipleriyle içimizi açtılar. Keçilerin evleri dahi bakımlıydı, güzeldi. Çakıl’ı cicini, cicini diye diye sevdiler.

Dereköy zamanında 1950 hane ile adanın hatta Türkiye’nin en büyük ve kalabalık köyüymüş. İçerisinde 22 kahve, 2 sinema, çok sayıda berber, bakkal, terzi gibi dükkanlar ve 3 zeytinyağı imalathanesi bulunurmuş. Şimdi o muhteşem yapılar yıkık dökük. Terk edilmiş ve hüzün dolmuş.

Tepeköy de bir hayalet köyüne dönmüşken 10 sene önce uzun yıllar yaşadığı İstanbul’dan doğduğu köye dönen Barba Yorgo’nun girişimleriyle canlanmaya başlamış. Kendisi köy meydanında adanın tek Rum tavernasını işletiyor. Aynı zamanda eski köy evlerini pansiyon ve apart olarak kiralıyor. Ürettiği ev şarapları Gökçeada’nın ismiyle anılır olmuş. Onun enerjisinden etkilenen 3-4 köylü de ev şarabı ve bal üretimine başlamış Tepeköy’de. Bir kişi çok şey değiştirir!

Ada’ya giderseniz yazı tercih etmek bu Rum tiyatro sahnelerini yaşamak için doğru olur çünkü kışın çoğu İstanbul’a ya da Yunanistan’a gidiyorlar.

Ayrıca Ada’da sizi müthiş bir tiramisu süprizi ve sohbet bekliyor merkezdeki Diğer Kafe’de…

Sonsuz teşekkürler Burcu… Evini, hayallerini paylaştığın, Güneş’e de arkadaş olduğun için.

Pako’yu seviyoruz!