Bir Facebook grubunda tartıştığımız konu hakkında karaladığım bir kaç satırı üzerinden geçerek buraya aktarmak iyi olur diye düşünüyorum. Belki de kaygılarımız ortaktır.

Okulsuzluk üzerine insanlarla olan her temasta öne çıkan iki tane konu var. Biri çocuğunuz ya asosyal olursa diğeri ise hayatını nasıl kazanacak. Sosyallik, bana biz yetişkinlerin temel kaygısı gibi geliyor, tıpkı gelecekte ne olacak kaygısı gibi. Belki de öncelikle bu kaygılarla yüzleşmek, onları geride bırakmak gerekiyor.

Güneş 3,5 yaşına gelmek üzere. Doğduğundan beri bir ortama alışması, insanlarla iletişim kurması ki buna kendi yaşıtları da dahil, biraz zaman alıyor. Tıpkı herhangi bir insan gibi isteğinin dışında kucaklanmak, sıkıştırılmak, öpülmek, adının ne olduğu, yaşının kaç olduğu sorularına cevap vermeye zorlanmak hoşuna gitmiyor. Geçen zaman içerisinde bunlarla başa çıkmayı öğrense de zaman zaman bizden destek bekliyor. Ancak aklında koyduğu kritik eşiği geçtikten sonra çekingenliği ortadan kalkıyor. Dolayısı ile bizim yaptığımız onu gözlemlemek ve aşırılıkların önüne geçmekten öteye gitmiyor. Gözlemlediğimiz kadarıyla bu yaşlarda çocuklar bir aradayken de çoğu zaman kendi kendilerine vakit geçirmeye eğilimli oluyorlar. Kısacası, siz zorlamadığınız sürece her cinsten ve yaştan varlıkla mutlu olabiliyorlar.

Bir çocuğun sosyal olması için ille de bir okula ihtiyacı yok. 2014’ün Ocak ayından beri kırsalda yaşamaya, tutunmaya çalışıyoruz. Oldukça fazla geziyoruz ve hep beraber deneyimliyoruz ki hayat hem bizim hem de Güneş için zenginleşsin. Zeytin hasatları, bağ bahçe işleri, toprak, mutfak işleri, bize uygun çalıştaylar, kamplar, yıldızlı geceler, bir sürü yeni ortam, bir sürü yeni insan, gecelere yayılan sıcak dost sohbetleri arasında hayatın akıp gitmesine izin veriyoruz. Bu arada Güneş sosyalleşecek mi diye düşünmeye ise zaman kalmıyor açıkçası 🙂 Ancak bu durum anne babanın da “okulsuz” olmasını gerektiriyor. Sabah işe giden, akşam eve dönen ebeveynlerin olduğu bir ailede çocuğun sosyalliği bakıcı-aile büyükleri ile dolu parklara ya da dünya para akıtılan kreşlere-yuvalara hapsoluyor. Tabi biz büyükler “çok önemli” işlerimizin peşinde koşarken bütün bunları ona sağladığımız için akşamları huzurlu uyuyoruz belki de. Kentlerdeki okullar da bizim üzerimizden bu yükü(?) alarak bizi hafifletiyor. .

Hayatını nasıl kazanacak, nasıl geçinecek konusuna fazlaca girip sistem eleştirisi yapmaktansa, her birimizin kendi içinde hayat nedir? sorusuna cevap vermesi bence daha akılcı olacaktır. Bence hayat mutluluktur 🙂

Sözün kısası biz kendi çözümümüzü kendi yaşantımız için olan kaygıları ortadan kaldırmakta bulduk. Rutinlerimizi, ezberlerimizi bozarak işe başladık ve daha alınacak çok yolumuz var. Bizim değişimimiz hayatımızı değiştirdi ve dolayısı ile Güneş’in önüne sonsuz yol açıldı. Bu sırada birçok güzel insanla da tanıştık. Pınar Tokelli’de bunlardan biri. Kendi bloğunda paylaştığı “Neden çocuklarım hiçbir zaman sosyalleşemeyecekler” başlıklı yazıyı okuduğumuzda kendimize ve seçimlerimize olan güvenimiz tazelendi.

İnanıyorum ki kaygılarımız paylaşarak, değişerek, dönüşerek azalacak. Bunun için bir arada olmaya, yeni yerler görmeye, yeni insanlar tanımaya ihtiyaç var sadece. O nedenle burada yazmaya, kendi yaptıklarımızı paylaşmaya devam edeceğiz.