Mayıs ayının ilk haftasında başladı ilişkimiz Küçükkuyu ile. Dolayısı ile oldukça geriden gelen bir yazı bu, ancak yaklaşık üç aylık bir birikimi de içinde taşıyor. 

Şu an geldiğimiz nokta ile başlangıcımızı 3 ayrı yazıya bölmek kötü bir fikir değil sanki. Odağımızda Güneş olunca ve bu civarda şehir ile öyle ya da böyle bağlarını koparmış, çocuklarını yetiştirmeye çalışan sayıca azımsanmayacak kadar aileyi bir arada görünce, kendimizi Küçükkuyu limanındaki Yengeç Motel’de buluverdik. İzmir dönüşü hedefimizde Dedetepe Çiftliği olsa da o dönemde şartların Güneş ve özellikle de Çakıl için uygun olmaması nedeniyle yeni bir alternatif yaratmalıydık. Neyse ki Tohum Takas Şenliği’nde tanıştığımız Burhan bize Yengeç’i önerdi. 2 hafta Alp Abi’nin misafiri olduk. Bu 2 haftayı biraz dinlenerek, biraz insanlarla tanışarak biraz da Küçükkuyu’yu anlamaya çalışarak geçirdik.

Ufak bir alanda çok şey saklayan bir yer Küçükkuyu. Eyüp Abi’nin sahil kahvesi, kahvede yapılan kahvaltılar, şekersiz çayımı eksik etmeyen sevgili Saddam, Çakıl’ın koruyucu meleği Yolsuz, Nihat’ın balık ekmekleri, Tarçın’da ufak molalar ve Yengeç’in harika mutfağı. Bol bol oyun parkı, bilgisayar başında mesailer, Kaz Dağları Koruma Derneği’nde toplantılar ve deniz kenarı günleri. Bu iki hafta ne aradığımızı anlatabilmek, kendimizi anlayabilmek, ilişkiler kurmak adına oldukça hızlı ama zengin geçti bir yandan.

İşte bu zamanlarda tanıştık Murat, Leyla ve harika oğulları Temir ile. Doğan Abi ve sıcacık ailesini yine bir rakı sofrasında tanıdık. Ayaküstü bir sohbette Özgür ve Şeyda’nın elini sıktık ilk defa. Rüzgar’ın aslında deli olmadığına bu günlerde karar verdik. Her biri ayrı bir yazı konusu olacak zenginlikte insanlarla konuştuk, tanıştık, paylaştık. Bu iki hafta ve arayışımız bize Çetmibaşı’ndaki evimizin de kapılarını açtı aynı zamanda. Eşyalarımız toplandı, arabamıza yerleştirildi ve yeni evimize, köydeki hayatımıza doğru başladı yolculuğumuz.