Nasıl da geçmiş zaman. Nisan güneşi ruhumuzu ısıtıyor şimdilerde, soğuk günler geride kaldı. Neredeyse iki aydır yazıp çizemedik ama şimdi bir toparlayalım bakalım olan biteni. Hem bize not, hem eşe dosta haber…

Önce hayatımızdaki en kıymetli değişiklikten başlayalım. 18 Mart sabahı Çiçek doğdu, hepimizin keyfi yerinde. Uzaktan izlesek de olan biteni, giden canları bilsek de koca Dünya’nın her köşesinde, her bebek bir umut kurulacak yarınlara. O nedenle iyi geldi bize yeni bir canın dünyaya gelmesi bu karanlık günlerde.

Geçen iki ayda oldukça çok iş kotardık, bizim “kovuk” neredeyse bitti. Duvarlar dikilip, çatı kapanınca bir de baktık ki kulübemiz oluvermiş. Dostlardan gelen doğramalar yerini buldu, kapısı da takılınca içine girebileceğimiz bir evimiz oluverdi. Köyümüzdeki dostlarımız ve Saim sağolsunlar desteklerini, emeklerini hiç esirgemediler bizden. Güle oynaya, yiye içe yaptık işlerimizi hep. Elbet henüz yapılacak şeyler var yerleşmeden ve içinde nefes almadan önce ama onları da yavaş yavaş kotarmaya karar verdik. Açıkçası fiziksel olarak biraz yorulduk ve kısa bir molanın bizlere iyi geleceğini düşünüyoruz.

Şubat’ın ortasında bir karar vererek kasabada geçici bir ev tutup oraya taşınmıştık. Bugünlerde o evi de kapatıyoruz ve eşyalarımızı paketliyoruz. Bir iki gün sevgili Günay ve Hülya’ya misafir olup arkasından yollara düşmek niyetimiz. Net bir planımız olmasa da aramızda tartışacak çok konu birikti. Yollar altımızdan akarken bu konuları da düşünelim, konuşalım istiyoruz.

Bir yandan ev işleri yürürken burada da çoluklu çocuklu güzel günler geçirdik elbette. Burcu, Muzo ve Ulaş, Avustralya’ya gitmek üzere buradan ayrılana kadar haftanın bir gününü mutlaka Dedetepe’de geçirdi çocuklar. Sonra işi Esenay, Beverley, Marthe ele aldılar ve buluşmalar devam etti, biz yoldayken de devam edecektir. Hem önümüz yaz, çocuklar denize de girerler bol bol. Kasaba günlerini elimizden geldiğince keyifli kılmaya çalıştık zira sakin köy yaşantısından sonra sahil kasabası bile gürültülü patırtılı geliyor insana. Göze batan taraflarını bir kenara koyarsak sahilde bisiklete binmek, sabah saatlerinde balıkçı motorlarının sesini dinlemek, denizdeki fırtınaya yakından bakmak da işin tatlı kısımları. Yine yakınlarda Sinek Sekiz’den Okulsuz Büyümek kitabı çıkıverdi Şule Seda Ay’ın çevirisiyle. Ne çok konuşuldu üzerine çesitli mecralarda. Elimdeki kitap biter bitmez başlayacağım sayfalarını çevirmeye.

O zaman bize müsaade, erkenden yola düşmek lazım. Toplanacak çantalar, özlenen dostlarla olan kavuşmalar var önümüzde. Aklımız üzerinde düşünülecek konularla dolu çıkıyoruz yola bakalım nerede duracağız.