Adatepe evimizde, Güneş’in kocaman gökyüzünden köyün üstündeki koyu kahve dağlara, rengarenk- bulut benekli batışını,

Burunumuzun dibine, aniden, ağırlığıyla çöken gerçeküstücü sisin evimizi göğe taşıyıp, aşağıda- ait kalan zamanı durdurmasını,

Meteor yağmurunu izleyişimizi,

Sonbaharın tazecik yeşermesini,

Ömer’in tuhaflıklarını, Ferial’in normalliğini,

Güneş’in çekip kapıyı Riva’ya gidişini; yokluklarında onu özleyişini, Burcu’nun nadiren evde olduğu zamanlarda yaydığı sıcak, evcimen enerjiyi,

Bir sonbahar sonundan yeni yıla süren Adatepe tepesini.

Unutmasam insanlara güvenmeyi,

Dedetepe’de Zeynep’in derme çatma salıncakta sallandığı, Marthe’ın odun kırdığı; o çiftliği çiftlik yapan sahneyi,

Çok sevgili Burcu’nun soğuk sabahta sıcacık odun ateşinde, boy boy çocukla; biri kucağında, bir kısmı yerde ya da divanda, küçük ahşap kulübede, sohbet edişini. Onlara paylaşmanın ruhunu aktarışını…

Sonra karnımın gün be gün, yavaş yavaş büyümesini,

Çetmibaşı’nda kar topu oynayışımızı, şömineyi ve huzuru ve dayanışmayı,

Kovuk’un meydana gelişini, çivi çivi… Çocukların ellerini.

Cem ile birlikte ne kadar hassas ve ne kadar dayanıklı olabildiğimizi,

Güneş’in kasabaya doğru kolileri, keyifle taşıyışı karşısında yüreğimdeki yoğunluğu; oğlumun bir anda büyümesini ve belki de ilk defa kendimi bırakıp ondan güç almayı,

Ve bekleyişi, bekleyişi,

Hülya’nın yumuşak özenini, Babık’ın içtenliğini, desteklerini,

Çiçek’i çağırmayı, kızımın, her seferinde acaba şimdi mi diye heyecanlandıran, iki hafta boyunca, geceleri başlayan hazırlık ağrılarını,

Tam 9 ay 10. günü…

Cem’in gecenin yarısı, boş hastane yolunda şeritleri sinyalle değiştirmesini,

Oğlumu…

Az sonra aramıza katılacak olan kızımızın doğumundaki ritmik, kararlı, yoğun ama sakin hızını,

Karşımda Müberra Doktorumu, sağımda Kadriye Ebe’yi,

Dalgayla birlikte ıkınmayı,

Cem’in, Güneş’in bekleyişini,

Çiçek’in çıkış anını,

Tüm hücrelerim ve benliğimle, hayatımda olabileceğim en açık şekilde anda oluşumu,

Doğurmayı!

ve hemen ardından küçük kızımızı karnıma koyup sarmalayışımı,

canımın sıcaklığını,

kucaklamayı Çiçek’i ve 9 ay sonra Güneş’i özlemle,

Süpriz ziyaretleri ve unutulmaz desteklerini,

Yağmuru…

Güneş’in ilk körpe abilik hallerini, liman boyunca puseti minik minik sürüşünü,

Çiçek dışarda, ben yine tek, ona bakarken yaptığım ilk yogayı,

Unutmasam Çiçek’in sağlığından gayrı hiçbir şeyi umursamadığımızı,

Ve unutmayacağım Çakıl’ımızın hiç bitmeyecek delilikteki saf pozitif enerjisini…